İşte böyle birşey

May 15, 2003

Birbirene benzeyen ürünler... 

Birbirine benzeyen kurumlar... 

ISO, DIN, TÜV aynı standartlar...

 

 

 Birbirine benzeyen insanlar, binlerce kanaldan mesajlar yağdırıyor. 

Woody Allen'in Zelig filminde olmalıyız ve Zelig hastalığı herkese ve herşeye bulaştırmış olmalı.

 

****

 

Belki de Matrix'i yaşıyoruz. Farkında olmadığımız bir güç, bazı kurumlara, bazı ürünlere, bazı kişilere büyü yapmış, büyü yapıyor. Onları farklı görüyoruz. Onları seviyor, onlara bağlanıyoruz.

 

****

 

Belki de cevap yıllar önce verilmiş olmalı bir tiyatro sahnesinde

"Marka olmak ya da
o l m a m a k.
İşte bütün mesele bu."

 

****

 

Marka denilen şey, o bir isim, özel bir isim...
Söylenmesi, çağırması, seslenmesi kolay.
Güzel çağrışımlar yapan bir isim.
Tam bizim için yaratılmış. Kişiliği, kimliği farklı.
Aştığı sınırlardan yeni heyecanlar getiren.
Vaadleriyle gönlümüzü çelen,
Zihnimizde 1 nolu peronun sahibi.
İlk göz ağrımız çoğunlukla.
Sade, basit ve net.

 

****

 

Her marka kategorisinin jenerik ismi olmak ister. KOT gibi.

KOT, Muhteşem Bey'in soyadı.

 

Muhteşem Kot, 1940 yılında Fransa'da karşılaşır Blucin'le. Taş gibi sağlamlığını ve olağanüstü dikişlerini çok beğenir, hayran olur. Aynısını Türkiye'de üretmeye karar verir. "Kumaşı, Boyası, Apresi, Dikişi...derken üretimi becerir. Günde 200 adet pantalon üretme kapasitesine ulaşır. İşçiler ve köylüler arasında çok tutulur KOT. 1960 yılında "KOT" adını marka olarak tescil ettirir.

 

Muhteşem Kot'un oğlu Aytaç Kot, röportajda şöyle söylüyor. "Kotun marka olduğunu bir türlü anlatamadım"... "Özal döneminde kapılar açılınca yabancı markalar geldi. Biz de otomatikman 2. Lige düştük. Kot imajı bulutlarda dolaşıyor, biz yerlerde sürünüyoruz."... "Hatta ‘Kot, Kot değildir' diye bir reklam kampanyası bile yaptık ama, anlaşılmadı. Zaten kimse de anlamak istemiyor. Hâlâ "Levis Kot" diyorlar, anlatılması pek mümkün değil."

 

1992 yılında üretime son verip, fabrikayı kiraya veriyor.

Blucin almak isteyenlere bir tavsiyesi var, Aytaç Bey'in "Benden herkese tavsiye" diyor. "Blucin almadan önce ne kadar marka varsa giyin, deneyin. Hangisi üstünüzde iyi duruyorsa, onların içinden en ucuzunu alın. Çünkü blucinlerin hepsi aynıdır. Markaya boşuna para vermeyin.

Bir de hatırlatması var. "Levi's belki dünya devi ama, bu işi ilk yapan biri olarak bana sorarsanız "MAVİ" hepsinden çok daha iyi blucin yapıyor" diyor.

 

10 Mart 2003 günü Hürriyet Gazetesi'nde Yener Süsoy'un röportajı nerdeyse tam sayfa. KOT ilginç bir örnektir.
- Kategorisinde ilktir.
- Marka ismi jenerik isim olmuştur.
Ama gerçek bir marka olma şansını yakalayamamıştır. Herkesçe bilinir KOT ismi ama bir değer taşımaz.

Aytaç Bey'in uyarılarına rağmen insanlar "Kendi sesini dinliyor" ve markalarına boşuna para vermeye devam ediyorlar.

 

****

 

Şimdi sahnede bir BABA MARKA var. Beyazlar içinde, bir kuğu gibi zarif. Ayaklar iki yana açılmış. Beli, elindeki mikrofona doğru eğilmiş. Gözleri kapalı, bir omuz biraz düşük. Ciğerinden bir parça sökülüyormuşcasına acılı şarkılar söylüyor. "MÜSLÜM BABA".

 

Hayatı, sahnede duruşu, acılı şarkılarıyla ve Muhterem Nur Hanımla birlikteliğiyle, Varoş gençlerinin sesi, düşü, herşeyi Müslüm Baba.

 

Gülhane Konserlerinin jiletci babası yeni bir "damar" arayışında. Artık "Beyaz Türklere" de seslenmek istiyor. Repertuvar değiştiriliyor. Türk Sanat Müziği parçaları alınıyor. POP parçalar alınıyor. Teomanın Paramparçası alınıyor. Harbiye Açıkhavada Konser ayarlanıyor.

 

"Toplumda Müslümcülüğün tarihçesi", "Beyaz Türk'ün Müslüm Baba ile imtehanı", "tarihsel uzlaşma", "ortak duyarlıklar" yazıları ve tv programları ile medya desteği sağlanıyor. Arkada 35 kişilik orkestra, önde Müslüm Baba paramparça ile parçalıyor. Ama parçalanacak kitlede bir problem var. Daha doğrusu kitle yok. Beyaz koltukların yarısı boş. Sonuç, operasyon başarısız.

 

Konser sonucuyla ilgili iki yorum veriyorum basından.

"Müslüm Baba'yı evcilleştirerek, uyumlaştırarak, içini boşaltarak merkeze çekmek istediler" diyor. Radikal İki'de Metin Sever.

 

Ağır Vasıta ve uzun yol kaptanlarına seslenen Performans dergisi konseri şöyle yorumluyor.

"Yine de aldırma sen Müslüm Baba. Biz seni kendi kitlenin önünde gördük Gülhane Park'ında. O kendini jiletleyen varoş çocukları fiyat ve muhit itibarı ile gelmeseler de ruhları oradaydı o akşam... 

Kimse görmesede boş beyaz koltuklar kanadı kendi kendine."

 

****

 

Şimdi otobüs terminalindeyiz.

Kaptan otobüsünü anlatıyor. "Zemin düz uçak zemini gibi, tavan rafları büyük, diz aralıkları geniş, sürücü bölümü çok rahattır, şöförü yormaz... Karadeniz Ereğli Ankara arasında sefer yapıyorum. Yollar yer yer bozuk. Bu otobüsler çok sağlamdır, diğerleri her hafta bakıma girer, ben ayda bir ya giderim ya gitmem. Yakıtı tasarruflu kullanır, diğerlerine göre her seferde şu kadar lira daha kârlıyım." Otobüsün üstünlüklerini saya saya bitiremedi. "Üstüne üstlük fiyatı da diğerlerine göre çok uygun" dedi.

" Peki niye diğer kaptanlar Mercedes alıyorlar" diye sordum.

"Yıldız diye birşey var, abi" dedi.

 

Hayatın içinde marka, "işte böyle birşey".

 

Necdet Kara
Ankara Reklamcılar Derneği Yönetim Kurulu Başkanı 

"Türkiye İletişim Zirvesine sunulan bildiri"
15 Mayıs 2003 Hotel Dedeman Ankara

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

September 28, 2016

December 23, 2015

September 30, 2015

Please reload